17 Haziran 2007 Pazar

ÖNDEN GİDEN ATLILAR

Okurken, ki okursan, ki okumalısın.
Yüreğini genişlet, yer aç insanlığa.

“Güneş guruba kayarken göğü kaplayan kızıl örtü
Ruhları yakan acılara tercüman olmakta,
Ne kadar hızla geçse de zaman,
Gün, Önden Giden Atlılar’ın gerisinde kalmakta.”


Şehrin sokaklarında kargaşa hakim. Günü kotarmaya çalışıyor son bir hevesle insancıklar. Onulmaz derdi dert ederken, dertsizliği derman sayıp acıyla kıvranan vicdanlara narkoz vermekte niceleri. Ruhlar girift bir karmaşanın orta yeri. İlmek ilmek kötülük işlenmekte dantelaya. Sıvışıveriyorum aradan, kuytulara kaçıyorum. Nefes nefese…

İyiden iyiye kalabalık artıyor. Hız kesmek yok, eve dönüş için yarış yeni başlamakta. Market raflarından alınan “ben, ben, ben” torba torba eve taşınmakta. Başı önde seri adımlarla yol alan, apartman kapısından içeri hızla sıvışıp kaybolan Selamsız Bandosu’ndan. Sokak arası münasebetlerde payimal olan İffet. Her köşe başı dünyevi arzu ve emellere karşı konulmaz bir cazibe merkezi. Şurada-burada zayi olup giden genç erkek ve kadınlar. Adetimiz, örfümüz, ülkümüz, ülkemiz… hep geride bırakılan, ulaşılmasın diye de duygulara prangalar vurulan.

---0---

“Issız sıcak çölleri

Karşı karlı dağları

Çoktan aşıp gittiler

Kayboldular uzakta

Önden giden atlılar

Ben burada kaldım böyle”

Osman SARI


Karanlığın perdesi yırtılmakta. Gün ağarmakta şimdi. Kendisine koşan atlıların çehrelerine tulu etmekte güneş. Gençliğin o en deli demlerinde arzu ve istekleri insanlık olanlara selam çakmakta kainat. Yollar uzar gider.. Ne heybe, ne de heybe de bir azık. Yokluğa, ümitsizliğe, geceye karşı savaşları ilkin yüreklerde başlar atlıların.

---0---

Dün, bu böyleydi..

Çarşı-Pazar gibi kalabalıktır Bilecik Tren İstasyonu. Puslu havayı trenin bacasından çıkan kara duman daha da koyulaştırır. Yüreklerde hasret kabarır da taşar gözlerden, ağlar Bilecik. Kasvet solur katran gecelerde nice yiğitleri uğurlayan taş bina, sızlar yüreciği. Ayaz yalar geçer suratları, anaların gözlerinde donar akamaz aşağı damlacıkları. Bir destandır bu.

Esip geçen sert rüzgar şahittir buna.

Babalar son kez bağrına basar çocuklarını. Kocalarına doyamayan taze gelinler son kez sımsıkı sarılırlar. Taş binayla sırt sırta vermiş dertlerini, oğlu Hüseyin’e şunları der anam:

- Hüseyinim, yavrum. Babanı Dimetoka’da, dayanı Şıpka’da, iki ağabeyini Çanakkale’de şehit verdim. Sen benim son can yongamsın. Dönmezsen yapayalnız kalacağım ama ben buna da dayanırım.

Kambur belini doğrultur, Hüseyin’inin omuzlarından sıkıca tutar.

- Git oğlum! Vatan bayraksız kalacaksa seni de istemiyorum, git Hüseyin’im.

Gözden ırak düşer de hala yeleleri savrulur Hüseyinlerin. Yalnız rüzgar şahittir buna.

---0---

Bugün, bu böyle..

Kazançlı bir yolculuk devam ediyor. Rüzgarla birlikte ben de şahidim buna, sen de. Bu ülküye inanmayan nadanlarda artık… Steplerde, çöllerde, buzullarda yetişen güllerin kokularını çekiyor dünya ciğerlerine. Vatanını, anasını, sevdiğini geride bırakan ciğerparelerin gülleri.

Geçtiğimiz ay tam 100 ülkenin güllerini ağırladı güzelim İstanbul’umuz. 5. Türkçe Olimpiyatı’nda birbirinden güzel, birbirinden duygulu anlar yaşadık. Sevinç, hüzün, gözyaşı, tebessüm, hıçkırık… zenci, beyaz, Hıristiyan, Müslüman, Budist… birbiriyle kardeş oldular. Her biri birbirinden marifetli kardeşlerimiz hünerlerini döktürdüler adeta. Yüzyılın destanına ortak oldu dünya.

---0---

Geçtiğimiz yıl birinci olan Ukraynalı kardeşimiz Elvira geçen yıl aramızdan ayrılan Adem Öğretmenin anısına Önden Giden Atlılar şiirini okudu. O okudu, okudu, okudu.

Sessizliğin ve sükunetin hakim olduğu hülyalarımızda yeniden bir ümit tüllendi.

Biz inandık…

Gençliğimizin yeniden dirileceğine.

Kötülerin kötülükleriyle beraber bu şehri terk edeceğine.

Ülkemize, milletimize, insanlığımıza vurulan boyunduruklardan kurtulacağımıza.

Sanatta, ilimde, siyasette hak ettiğimiz konuma yeniden geleceğimize.

Sevgi, hoşgörü ve kardeşliğin çarşımızda-pazarımızda yeniden yeşereceğine.

Kardeşçe sarmaş dolaş olacağımıza.

Farklı olsak da, farklı düşünsek de, farklı yaşasak da birbirimiz için “öteki” olmayacağımıza.

.
.

İnandık. Tıpkı inanmışlar gibi.

İşte. Önden Giden Atlı, Adem Tatlı.


Önden Giden Atlılar dün de, bugün de minnettarım sizlere. O geçtiğiniz yollarda ardınızda bıraktığınız bulutta bir toz zerreciği de ben olsaydım. O zaman kendimi en azından doğru yol üzerinde olan bir kul da ben sanırdım.