
"Filistin’den döndüğümde uykumda kâbuslar göreceğimi, burada olmadığım için suçluluk duygularıyla kıvranacağımı biliyorum. Fakat bu suçluluk duygusu bana daha fazla çalışma gücü verebilir. Buraya gelmek hayatımda yaptığım en iyi şeylerden biri oldu. Oraya geldiğimde deli saçması şeyler söylüyorsam, bunun nedeni dolaylı olarak desteklediğim ve hükümetimin başlıca sorumlusu olduğu bir soykırımın göbeğindeyim." diyordu, annesine yazdığı mektuplarından birinde. 2003 yılında Refah’ta Filistinli bir doktorun evinin yıkımına engel olmaya çalıştığı sırada, elinde megafonu dur ikazına rağmen İsrail buldozerinin ileri-geri yaparak üzerinden iki kez geçerek öldürdüğü 23 yaşında Amerikalı barış eylemcisi, Rachel Corrie.
Kendi olma hakkı elinden alınan halkların özgürlük mücadelesine destek için binlerce kilometre ötede farklı bir dilin, kültürün, dinin insanları için hayatını feda etti. Onu Filistin’e getiren; her ferdin yapabileceği en düşük katkının ‘içten içe hissetmek’ olduğunu düşündüğü işgal karşıtı kampanyaya katılma kararını vermesiydi.
Yangına gagasıyla su taşıyan minik bir serçenin kanatlarıyla uçup gelir bombalar kentine. Kalp atışlarının göğüs kafesinden taşan tutkusundadır Gazze. Evinin havaya uçurulacağını zannederek çocuklarıyla birlikte dışarı çıkan bir adamın önüne geçip, tankların namlularının önünde siper eder yüreğini. Derdi dert edinmenin ötesine. Yine de buradaki acıların yekununu hissedememenin verdiği ızdırap, annesine yazdığı mektuplardan birinde şu satırları yazdırır Rachel’e: “Bilmiyorum bu çocukların çoğu duvarlarında tank mermisi delikleri ve sürekli olarak onları seyreden işgalci bir ordunun kuleleri olmaksızın hiç var oldular mı?... Burada olanları görmeden bu insanların yaşadıklarını bilemezsin. Gördüğünde de hissettiğin asıl gerçekliğin bir kısmıdır sadece... İsrail ordusunun silahsız bir ABD vatandaşını vurduğunda karşılaşacağı zorluklar bir yana ordu kuyuları tahrip ettiğinde benim su alacak param olduğu gerçeği ve tabii istediğim anda terk etme şansımın olduğu gerçeği... Amerika’ya geri dönerken burada olanlar hakkında düşünmek benim için çok zor. Çünkü lükse giden sanal bir limanda hissediyorum kendimi.”
Çatışmaların ortasında sevgi ve paylaşımla geçen anlar zihninde bıraktığı lezzet daha önce hissedemediği kadar farklıdır. Geleceğe umutla bakan, yaşama her şeye rağmen tutunan, ufak mutluluklarla yaşamayı bilen insanların arasında Rachel’in yaptığı sorgulama da o denli manidardır ki Ortadoğu insanın kalp portresini çizer en usta ressamlara inat; “Şu anda çok zor bir dönemden geçiyorum. Kendileri felaketin eşiğindeki bu insanların sevgiyle üzerime titremeleri beni hasta ediyor. Amerika’dan bakıldığında bunun bir abartı gibi göründüğünü biliyorum. Samimiyetle bu insanların coşkun nezaketi, hayatlarının mahvolmakta olduğunun baskın delilleri ortadayken bana gerçek değilmiş gibi geliyor. Dünyada böyle bir şeyin daha büyük bir tepki oluşturmaksızın gerçekleştiğine inanamıyorum.”
Rachel’in Gazze’de geçirdiği günler içine dönük yolculuğun da başlangıcı olur. Sorgulamaları günden güne derinleşir, dönüşür ve farklı bir hal alır. Kainatın emrine amade kılındığı insanın iyilik ve kötülük arasındaki seçiminin, meleklerden üstün bir keyfiyete erebileceğini veya hayvanlardan daha aşağı bir mertebeye yuvarlanacağını düşündürür kendisine. Hayatın amacına dair bazı keşiflerini şöyle dillendirir: “...Bu durmalı. Hepimizin yaptığımız her şeyi bırakıp hayatlarımızı bunu durdurmaya adamamızın iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum. Bunu yapmanın çok aşırı bir şey olduğuna inanmıyorum artık. Hâlâ daha Pat Benatar’da dans etmek, erkek arkadaşlar edinmek, çalışma arkadaşlarımla şakalaşmak istiyorum. Fakat aynı zamanda bunun durmasını istiyorum. Hissettiğim inançsızlık ve dehşet. Hayal kırıklığı. Dünyamızın gerçek hakikatinin bu olduğunu ve bizlerin de onun bir parçası olduğunu görmekten hayal kırıklığına uğramış durumdayım. Bu dünyaya geldiğimde istediğim şey bu değildi asla. İnsanlar bu dünyaya geldiklerinde bunu umarak gelmiyorlar. Sen ve babam bir çocuk sahibi olmaya karar verdiğinizde bunu istemiyordunuz. Capital Gölü’ne bakıp ‘işte büyük dünya bu ve ben onun bir parçası olacağım’ dediğimde bunu kastetmemiştim. Ben içinde hiçbir çaba göstermeksizin müreffeh bir hayat yaşayıp bir soykırımın parçası olduğumun farkına bile varmadan çıkıp gideceğim bir hayata gelmedim...”
Medeniyetler ittifakını teşekkül eden somut bir adımdı Rachel’inki. Zor bir dönemecin eşiğindeki dünya insanlarına hizmet için yola çıkanların kandan irinden deryaları aşmaya muktedir olmalarına dair nice derslerle örnek bir insan.
The Guardian gazatesinde yayımlanan bir mektubunda her şeyini paylaştığı annesine şöyle diyordu: “İçim, her şeye rağmen, insanlık için umutla doldu.”
Umuda yolculuk Filistin’de ve dünyanın daha birçok yerinde sürmekte. İçimizdeki sessizlikten çok farklı olarak…
Kaynak: Aksiyon Dergisi
www.gordugumdustenote.com 'dan alıntıdır.