Yıllar var ki birlikte güler, birlikte ağlardık. Sonraları ayrı güldürdüler, aynılara ayrı ağlattılar. Birbirimizi iyi tanır iyi bilirken, bil(e)mez ve umursamaz olunca, “bilmediğimize düşman olmak” düştü gayrımıza, yine bil(e)meden.
Kendine mağlup olunca ademoğlu herkesi ve her şeyi kötü bilip kara bellemekte. Çok az beyaz olsa da gri tonların çoğunlukta olduğu besbelli. Fakat kara kin karartmakta kararlıdır...
Kimsenin eline silah verilmedi ilkin! Alındı sadece. Zihnindekiler çalındı.
Aklımıza cehalet, yüreğimize korku konuldu.
Cehalet
Nice medeniyete beşiklik eden Güney Doğu’da hakim olan cehalet için nice çalıştılar kim bilir? Düşünmeyi haram kıldılar, akıl etmeyi yasak, kalan ne varsa mubah…
Beyin kıvrımları çoraklaştı gitgide, çorak topraklarda gül bitmedi. Gülsüz gönüllere ayrılık düşerken, bedenler ise yokluğun ıstırabıyla yandı.
Çoğu işsiz, aç, başıboş; fikri olgunluktan yoksun, insani hiçbir değeri ciddiye almayan kimselerin, problemleri şiddetle çözmeye inandırılması ve kolayca yönlendirilerek vatanına kurşun sıkmasını anlamak zor değil.
Bölgenin bu halde olmasına sebep üç düşman var önümüzde; en önemlisi cehalet, peşi sıra fakirlik ve ayrılık. Bunlara karşı etkili üç silah da; sanat, bilim ve birliktelik.
Korku
Cehalet kurulunca görkemli tahtına kandırmak gibi korkutmak da kolay oldu. Kardeşi kardeşten korkuttular. Bu “korku”ya, kimi zaman yaratılan bir paranoyanın meşru bir zemine oturtularak zihinlere ve yüreklere servis edilmesiyle, kimi zaman şiddet ve zor (kan dökerek) kullanılarak desteklenen sindirme operasyonlarıyla –sisli perdeler arkasında teorilendirilen projelere- hayatiyet kazandırıldı. PKK’nın doğu illerinde görev alan öğretmenleri katletmesi, sonrasında bölgeye gitmenin ölüm olduğunu bilinçaltına kazıyan korku pazarlaması bu duruma en çarpıcı örnek olsa gerek.
Ne karanlıklar her zaman koyu, ne sessizlikler her zaman sükut.
Eğitimle Gelen Değişim
Doğu illerimizde başlayan eğitim seferberliği (“Haydi Kızlar Okula”, “Eğitime %100 Destek” gibi projeler, sayıları artan okullar, Doğu’daki okullarımızdan gelen kitap talepleri vb.) çok kısa zamanda meyve vermeye başladı. Muş, Van, Diyarbakır, Şanlıurfa’nın OKS ve ÖSS’den aldığı dereceler ileri için ümitlerimizi tazelemekte.
Yüzyıllardır birçok medeniyete ev sahipliği yapan doğu illerimizin tekrar bir aydınlanmanın içine girmesi, -dinamikleri kendinde olan- Anadolu’nun ışığını doğudan yükseltecektir. Bu durum bizleri çok sevindirip şaşırtacağı gibi, beklentileri farklı olanlarda ise hayretler uyandıracaktır. Bu noktada, eğitim imkanlarının iyileştirilmesi ve medyanın korku senaryoları yerine kamuoyunu bilgilendirici, barış içinde birlikte yaşamayı özendirici, sağduyulu yayınlar yapması doğu ve batı arasında kucaklaşmanın daha çabuk olmasında etkili olacaktır.
Doğu insanının hamurunda olan güzel ahlak ve terbiyenin eğitim ile birlikte vitrine çıkmasıyla modern Doğu insanının dünyaya bir model teşkil etmesi hayal değil.
Kemikleşen Zihinler
Bazı çevrelerin yıllardan beri Kürt sorununu sadece siyasi bir malzeme olarak kullanması, fazla akıl yürütmeden bulunabilecek cevaplar döküyor önümüze.
Doğu’daki bazı güç odaklarının iktidarı, yıllık 25 milyar dolar civarında seyreden terör endüstrisi, kendi menfaatleri adına PKK’nın konumunu kaybetmesini dolayısıyla değişimi istemeyenler vb. Bütün bunlar herkesçe bilinse de, akıl verenin çokluğuyla iş yapan arasındaki ters orantı meselelerin çözüme kavuşmasında yeter değildir.
Sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yatırım yapılması, sivil gücün daha çok inisiyatif alması, özgürlükçü demokrasinin güçlendirilmesi, dolayısıyla PKK’nın bu noktada etkisinin giderilmesi vb. söylemler daha da güçlendirmeli ve aksiyon planı doğrultusunda adımların atılmasıyla bölgede yaşanan değişim hızlandırılmalıdır.
Bunun dışında provokatif ve dışlayıcı söylemlerle toplumda sosyal depremler yaratmaya çalışanların artçı sarsıntıları olması muhtemel iken; bu artçıların sağlam yapılar yapmada ikaz edici olması kat’i.
Çok acı, kara levhayı tarihe yine kendi elleriyle çakacak olanlara.
Şimdi! Yüreğinizdeki müziğin sesini açma vakti…
Kardeşçe Yaşama Vizyonu
Politik bir zeminde çözüm arayışına girmeden önce insani bir zemin yaratmalıyız. Böyle bir platformda kardeşçe yaşama vizyonu dillendirmeli, “ortak acı”yı birlikte kabullenmeli ve sınırların ötesinden birbirimize uzattığımız elleri sımsıkı tutmalı, bu hasreti kucaklaşmayla dindirmeliyiz.
Kürt, Türk, Laz, Çerkez… Türkiye’nin ümidi hepimiz. Dünyanın ümidi Türkiye.
Birileri tarafından bir sınır çizilip her iki tarafına farklı acılar konulsa da, kardeşlik toprağında yeşeren bir sevdanın gün be gün dünyamızı yeşile boğmakta olduğu bir gerçek… Hava henüz buhranlı olsa da, baharın gelmek üzere olduğunu sinelere ferahlık veren sevinç esintilerinden anlamak mümkün… Cereyan eden olaylar bakışları karartıp ümitsizlik verse de, zamanla birlikte gelen sürprizlerin bir neşe sağanağı halinde üzerlerimize yağdığı aşikar…
Güzel bir dünya için kardeşler. Bu sevda bizim…

Blog paydaşları arasında bu samimi ve doğal ilişki iş dünyasını kuşatmaya almış durumda artık. Tüketicileriyle iletişimde arzuladığı seviyeye ulaşamayan, binbir mecrayı kullansa da yine yaptığı harcamanın geri dönüşünü istediği ölçüde alamayan şirketler için sular biraz daha yükselmekte. Peki şirketler ne yapıyor, ne yapmalı? İki sonraki yazıda… inşallah :)
Ülkemizde blogların etkisine ilişkin sınırlı sayıdaki örnekten biri olan ve sanal dünyada kısa bir zamanda güzel bir girişimcilik hikayesine dönüşen blog ise
We Media and Zogby Interactive tarafından yapılan bir başka araştırmaya göre Amerikalı yetişkinlerin %72’si basının tarafsızlığına güvenmiyor. İlginç olan nokta ise okuyucuların %74’ünün blog yazarları tarafından yapılan yayınların/haberlerin gelecekte önemli bir role sahip olacaklarını düşünmeleri.

Haklısınız şahide ne gerek. Her şey ayan beyan :)
