12 Temmuz 2007 Perşembe

Heyblog

Yazmanın öneminden, iyi ya da kötü olsun yazmaktan vazgeçmemizden, kaliteli yazılar yazmak için de gayret etmemiz gerektiğinden vs. bahsetmiştim bu yazımda. Bu kez de yazılarımızı yayınladığımız sanal mecradan dem vuracağım haddim olmadan. Bu yazıda özellikle Web 2.0’ın iş dünyasını üretici-tüketici ilişkisi içinde etkisi altına alan, bu etki ve güç alanını gün be gün büyüten, şirketler için sanal alemin tehlikeli sularından bahsedeceğim sizlere, “bloglar”.

Bloglar, blog yazarları, blog okurları... İş dünyasını yakından ilgilendiren noktaları bazı örnek ve istatistiklerle hep birlikte anlayacak, gelişen olayları yorumlayacak ve gelecek tahminlerini de yorum kısmında sizlere bırakacağım. Biraz beyin jimnastiğinin kafa sağlığımız için ne derece önemli olduğunu bilmem söylemeye gerek var mı?

Andy Warhol 1960’ta şu tarihi lafı ediyor “Herkes bir gün 15 dakikalığına meşhur olacak”. Sanırım o da tahmin etmiyordu bunun sanal alemde yazar olmakla gerçekleşebileceğini. Fakat bunun blog yazarı olup olmamakla ilgisi şu aşamada su götürür bir tartışma olabilir. Fakat ünlü blogger David Weinberger, Warhol’un iddiasını 21. yüzyıla göre şöyle yorumluyor, “Herkes bir gün 15 insan için meşhur olacak”. Weinberger katılmamak mümkün değil. Hatta Gaye’nin bu yazısı bu durumu daha net açıklıyor. Fakat Weinberger’in bu savı da gün geçtikçe çürümeye başlayacak sanırım. İnternet bir derya ve her birimiz de birer damla. Sadece yazmak ve okunmayı beklemek okyanusun ortasında ıssız bir adada oturup yardım gelmesini dilemek gibi. Kendinizi fark ettiremiyorsanız birilerinin de sizi fark etmesi o derece güç. O yüzden meşhur olmak -15 insan için bile- sanıldığı kadar kolay değil ve olmayacak.

İnternetteki blogları tarayan arama motoru Technorati’nin istatistiklerine göre 2005’te her 7,4 saniyede bir açılan blog sayısı şu an için 2 saniyenin altında. Hemen her alanda dünyayı takip etme hızımız yavaş olsa da bizim bloglarımız da ileri dönemlerde sanal alemde önemli bir yere sahip olacağa benziyor. Blogların artan sayısı medyayı da gün geçtikçe heyecanlandırmakta. Medya imparatoru Murdoch 2005’te myspace.com’u alarak sanal dünyadaki gelişmelere yabancı kalmadığı gibi imparatorluğunu da sağlama almak istedi sanırım :)

Şu an dünyada aktif 15 milyon blog ve her gün bu blogları takip eden yaklaşık 60 milyon blog okuru mevcut. Blogların % 85’i para kazanma amacıyla yazmıyorlar. Sadece bildiklerini, okuduklarını, öğrendiklerini paylaşmak için çabaları. İşte bu samimiyet, blog yazarları ve blog okurları arasında müthiş bir güven bağının doğal olarak oluşmasına sebebiyet vermekte. Her iki taraf birbirini kendine yakın hissetmekte, kendinden bilmekte.

Blog paydaşları arasında bu samimi ve doğal ilişki iş dünyasını kuşatmaya almış durumda artık. Tüketicileriyle iletişimde arzuladığı seviyeye ulaşamayan, binbir mecrayı kullansa da yine yaptığı harcamanın geri dönüşünü istediği ölçüde alamayan şirketler için sular biraz daha yükselmekte. Peki şirketler ne yapıyor, ne yapmalı? İki sonraki yazıda… inşallah :)

Bu sinerjinin son örneği geçtiğimiz aylarda yaşandı. Teknoloji blogu Engadget’ta Apple iPhone ve Leopard işletim sisteminin piyasaya çıkışının ertelendiği haberi yayınlandı. Sonrası, haberin sahte bir kaynaktan sızdırılmış olmasının açığa çıkmasıydı. Ancak enteresan olan tüketicideki duygusal panikten dolayı (olayın sonrasında bile) Apple’ın hisselerindeki düşüşün sürmesiydi.
Gerçi 29 Haziran’da piyasaya sunulan iPhone, hayranlarının saatlerce bekleyişi ve uzun kuyrukların sonucu gözleri yaşartan vuslat anı ile son buldu (İTÜ’de ders kaydı için arkadaşların geceden okulda kampa girdikleri günler gibi, hey gidi…) ve 2 günde 400 bin adet rekor bir satış rakamı yakaladı.

Yine geçtiğimiz yıl Çinli bir blog yazarı aldığı Dell markalı diz üstü bilgisayarda istediği özellik olmayınca şikayetini sanal alemde dillendirmeyi tercih etti. 50 milyonun üstünde Çinlinin online forumların düzenli ziyaretçileri olmaları sesinin Dell tarafından duyulmasına yetti de arttı bile. Sonuçta Dell, yapılan değişikliği müşterilerine haber vermeden yapılmasını hata olarak kabul edip kullanıcılarından özür diledi ve sorunu giderdi.Ülkemizde blogların etkisine ilişkin sınırlı sayıdaki örnekten biri olan ve sanal dünyada kısa bir zamanda güzel bir girişimcilik hikayesine dönüşen blog ise http://www.googlebizelogoyapsana.com/ .Bir grup arkadaşımızın geliştirdiği fikir, blog okurlarının önemli katkısıyla sanal alemde yankı buldu. Geçtiğimiz Nisan ayında kullanıcılarından gelen isteğe kulak tıkamayan Google Türkiye, 23 Nisan Çocuk Bayramı’nda mevcut logosunu o güne özel değiştirdi ve Google severlerin sevgisini bir kez daha kazanmış oldu. Rekabetin kıyasıya yaşandığı arenada belki rakiplerinin çok önünde ve açık ara birinci sırada olsa Google, marka imajını tazeledi, güçlendirdi ve yaptığı bu hamle ile tüketici bağımlılığını artırmış oldu. “Biz müşterilerimizi dinleriz” imajını da vererek diğer şirketler için de iyi bir örnek teşkil etmiş oldu.

Bunca yazılanı okudunuz fakat en başında söylememe rağmen aklınızda merak ettiğiniz bir soru var: Neden bazı bloglar okurlarını bu denli yönlendirebiliyorlar? Ipsos-Mori’nin yayınladığı araştırma raporunda tüketiciler bloglarda yazılanlara reklamlardan ve adreslerine gelen şirket maillerinden daha çok güveniyor. Blog okurlarının %52’si blogda yazılan pozitif yorumları okuduktan sonra o şeyi satın almaya ikna oluyorlar. Bu da demek oluyor ki verdiğiniz mesajı hangi araçla, hangi mecrada, hangi yolla verdiğiniz bir yere kadar önem arzediyor. Bundan sonrası tüketicinin sizi ne kadar samimi bulduğuyla ilgili. Yapmacık samimiyetler burada gündem dışı bırakırsak; samimiyseniz o denli güven duyulansınız, güven duyuluyorsanız o oranda zenginleşirsiniz.
We Media and Zogby Interactive tarafından yapılan bir başka araştırmaya göre Amerikalı yetişkinlerin %72’si basının tarafsızlığına güvenmiyor. İlginç olan nokta ise okuyucuların %74’ünün blog yazarları tarafından yapılan yayınların/haberlerin gelecekte önemli bir role sahip olacaklarını düşünmeleri.

Peki ülkemizde bu durum şirketler için korkulu bir rüya mı? Şu an için hayır. Fakat bilişim teknolojilerini kullanmayı ve bunlarla hava atmayı seven bir millet olarak gelecek vaat etmekteyiz. Zerrin Abla her ne kadar çetten çuttan ne anlarım ben dese de vatandaş Tonguç’un en sevdiği şey yan binadaki arkadaşıyla chat yapmak. Ayrıca mail bakmak, arkadaş ve yakınlara mail iletmek, sms yollamak… artık sıradanlaşan faaliyetlerden. Fakat tüm bunların altyapısını da paylaşım ve etkileşim oluşturmakta. Muhabbetin her daim vazgeçemeyeceğimiz tek şey olduğunu dikkate aldığımızda internet kültürünün gittikçe yaygınlaşması ve blog yazarları ile okurları arasındaki paylaşımın artmasıyla bilinçlenmeye başlayan tüketicinin gözü daha da açılacak. Şimdiden buna önlem almayan şirketler için ise bu durum büyük bir tehlikeye dönüşecek kanaatindeyim. (Bununla ilgili bir araştırmaya rastlamasam da Avrupa ve Amerika’daki tüketicilere kıyasla çok düşük kalacağında şüphe yok.)

Amerika ve ülkemizden bahisler açarak devam ettiğimiz sohbetimize bir de Avrupa turnesini ekleyerek dünya turunu tamamlayalım dilerseniz.

Her 10 Avrupalı’dan 6’sı blog nedir biliyor. Her 6 kişiden 1’i de blog okuyor.

25 milyonun üzerindeki (İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya) Avrupalı, şirketler ve ürünleri hakkındaki fikirlerinin bloglardaki görüş ve yorumları okuduktan sonra değiştiğini söylüyorlar. Yaklaşık 40 milyon Avrupalı online yorum okumadan herhangi bir şey almıyor.

Her 3 Avrupalı’dan 1’i internetten okuduğu yorumlar sonucu satın almayı düşündüğü üründen vazgeçiyor. % 50’si ise pozitif yorumlar ile satın alma kararını veriyor. Ayrıca Avrupalıların %25 i okuduklarını yakınlarına ve arkadaşlarına aktarmakta.

Gazetede (%30) çıkan yazı ve makalelerden sonra bloglarda yayınlanan yazılar en güvenilir kaynaklar sıralamasında %24 lük yüzdeyle 2. sırada. Blogları %17 TV reklamları ve %14 ile e-mail marketing izlemekte.

Efendim, laf döndü dolaştı yine “samimiyet ve güven”e geldi. Geçmiş ve gelecek arasında kurgu sanıldığı kadar da zor olmasa gerek. İnsanların samimi ve güvenilir kaynaklara daha da yöneleceği aşikar. Bunun bir trend olmadığı besbelli, fakat gelişen teknolojiyle birlikte insanların yöneldiği araçları tespit etme ve taleplerine cevap verme işin püf noktası olacak.

Ee ne diyelim. Şimdiden kolay gele.

Not: İstatistikler için pdf dokümanı “Heybem E-box” ta. Dıhlayın endürün gali.
Sevgili
Barış Erkol’a ayrıca teşekkürler.