10 Mayıs 2009 Pazar

Baharın Aşkına Düşerse Cemre


Önce kardelen çiceği mevsimin ilk müjdesini bırakır bahara. Sonrasında bir beyaz papatya düşer yalnızlığın eline. Sarı-beyaz inciler dizilidir yeşil gerdanlığın üstüne. Ve cemreler düşer her bir zerreye.

Mevsime düşen cemreler gizli bir dokunuşla hayatlandırır hayat sahiplerini… Kim bilir daha kaç yalnız aşkı beslemiştir bu bahar… Bir yeşil seccade serilir yeryüzüne. Toprağa düşen cemrenin secdesinde Hay sesi ayakta... Kün emrini almaya hazırdır mevsim.

Bir cemre de yüreklere düşer. Yüreklere düştü mü cemre, bin bir esmanın coştuğu bayramına dönüşür bahar. Bu bayram coşturur en özgür ruhları, bu bayram seyrettirir en kutsal tabloyu, bu bayram sevdirir en pak yürekleri.

Kuddüs ismi değer bahara, bahar değildir sadece temizlenen, aşklar da Kuddüs isminden nasbini alır. En kutsal haliyle..

Bahar kelimelerini toplar, ılık rüzgar kalplerin en kuytusuna savurur aşk’ı. Kelimeler tek bir ismi, adı aşk kokan baharı yazar. Aşk’ın kokusudur yayılan. Bu kokuyu bir defa almaya görün; ışığın etrafında pervane olan ateşböceği gibi pervane olur, dönersiniz zamansızca. Baş döndürücü bu kokuyu içinize çektikçe tazelenir, tazelendikçe yeniden doğarsınız. Size de yeni, yeniden Kün emri üflenmiştir. Aşkın kaynağından üflenen Kün emri, hiç kesilmeden sonsuzluk okyanusuna karışana dek devamlı akar. Yalnızlık rafa kaldırılır çünkü; sağınızda aşk solunuzda aşk vardır..

Pıtır pıtır patlayan mısır misali, hızla patlayıp kendi kabını aşan çiçek demetleri süratle dağılır her yana. Şimdi çiçek demetleri dallara asılı, sonrasında sonsuz şükrün kucağında meyveler… Yeşil gerdanlığın içinden çıkan sarı-beyaz papatyalar, uyum içinde yer açarlar birbirlerine.Bu aşk’ın tablosudur. Birbirlerine, ne yeşil bu tabloda sadece ben olmalıyım der, ne de sarı-beyaz tonlar. Renklerin dostluğu kadim dostlukları anlatır, geçici ve rastgele değildir. Büyük bir törenle bırakır yeni renkler mevsime kendini… Birbirleriyle ittifak içinde olan çiçekler, tüm kainatı içine alır büyülü kokusuyla… Bu mevsimde büyülü aşk’a davet vardır, reddedilmesi mümkün olmayan bu büyüyle yeşerir ümitler.

Kalplerdeki kışa seslenir mevsim, yüreklere düşen cemre eritir karları. Seyri takibe yetişmez zahiri gözleriniz, aşkın sayısını sayamaz akıllar. Şaşar hesap makineniz, çıkarma ya da çarpma yapılsa da o hep artıdadır. Doğru sözlüdür mevsim, terk etmez fani gibi... En zaman-i yerde karşılar sizi, aşkı kadimdir adı.

Bahar yağmurları arındırır en gizli günahları. Hay emrini alan cemre, toprağa taşır mevsimi. Toprakla buluşması aşkın maşukuyla buluşması kadar kutsal, güneşin gülümsemesi kadar sıcaktır. Sevginin kokusu yayılır altın saçlı baharda… Her yeniye, yeniden aşık olunur. Eskimiş olsa da aşkınız ziyanı yok, nisan yağmuruyla yenilenir. Toprak kokusuna karışan aşkın kokusu, yeniden yenilenerek karışır mevsime.

Hangi sevgili bunca renk demetlerini bırakır elinize? Hangi sevgili tümünü toplayıp getirebilir, saçlarınıza taçlar yapabilir? Yaşadığınız şehirle sınırlı değildir saçlarınıza yapılan taçlar yada elinize bırakılan demet demet çiçekler… Her yeni yaratılış ve diriliş; bilirsiniz yalnız size özel ve yalnız sizin içindir. Engel olmak mümkün değildir bu coşkuya, bu dirilişe. Elime bırakılan demet demet papatyaların beyazlığında bahar’a aşk’ım… İşte bu sebepten ben her bahar’a yine, yeniden aşık olurum.

Şimdi büyülü bir huzur saklıyorum içimde, derin bir nefesle çektim, bir sonraki bahara kadar. Cemreler düşer altın saçlı bahara... Biri yaratılış ağacına, biri yalnızlığa, diğeri aşk’a… Üç cemre düşer, üç harf ile anlatır hikayesini, adı A-ş-k olanı.

Kalbinizin kanat çırpışları kelebekleri kıskandırır mı bilinmez ancak, cemre düşen aşklar acıtmaz kalbinizi, Ol emriyle, çıkılmıştır yola. Umutlara düşen cemre, nasıl yeşertir ve kök salarsa yürekleri, öyle de kabına sığmaz ruhum yeşerir, gökkuşağı renkleriyle. Nasıl beklerse aşık maşukunu öyle beklerim baharı kalp atışlarımla… Sadece lale, sümbül, papatya ve ıtri güller değildir elinize bırakılanlar, gözlerin görebildiği tüm çiçekler, ya da altın saçlı baharda her ne varsa cömertçe bırakılır avuçlarınıza.

Bu aşk baş döndürür, bu aşk şükrü artırır, bu aşk nuru ile aydınlatır, bu aşk tazeler iman güneşini. Güneşin sıcaklığı aşkın şarkısını söyler her dem. Seherde öten bülbüllerin nidaları yalnız O’nu zikreder. Tüm övgüler yalnız O’na. Kainatı kapsayan hiç bitmeyecek bir sevdanın senfonisidir. Her bir azam şahittir bu aşk’a..

Seherde başlayıp ve günbatımına kadar devam eden bu senfoniye, kalp atışlarım eşlik eder. Kulaklarımda rahmani zikirle öten bülbüllerin coşkulu sesi. Gözlerimde haşrin ayetleri. Ellerimde ise rengarenk umut çiçekleri.

Aşkın üstüne, bahar kokuları yayılır. Güçlüdür bu aşk, ayrılığa düşmeyecek kadar güçlüdür. Rahman’ın Cemal isminden sadır.

Rahmet’in aşkından aşk’a düştü cemre..

Ve aşktan aşk’a düştü son cemre. İşte bu yüzden ben her bahar’a yeni, yeniden aşık olurum...

Bu seyri takibe geç kalmamak gerek.. Lakin baharda Aşk’a geç kalmamak gerek…

Aşk adına her ne varsa…

7 Ocak 2009 Çarşamba

Rachel Corrie


"Filistin’den döndüğümde uykumda kâbuslar göreceğimi, burada olmadığım için suçluluk duygularıyla kıvranacağımı biliyorum. Fakat bu suçluluk duygusu bana daha fazla çalışma gücü verebilir. Buraya gelmek hayatımda yaptığım en iyi şeylerden biri oldu. Oraya geldiğimde deli saçması şeyler söylüyorsam, bunun nedeni dolaylı olarak desteklediğim ve hükümetimin başlıca sorumlusu olduğu bir soykırımın göbeğindeyim." diyordu, annesine yazdığı mektuplarından birinde. 2003 yılında Refah’ta Filistinli bir doktorun evinin yıkımına engel olmaya çalıştığı sırada, elinde megafonu dur ikazına rağmen İsrail buldozerinin ileri-geri yaparak üzerinden iki kez geçerek öldürdüğü 23 yaşında Amerikalı barış eylemcisi, Rachel Corrie.


Kendi olma hakkı elinden alınan halkların özgürlük mücadelesine destek için binlerce kilometre ötede farklı bir dilin, kültürün, dinin insanları için hayatını feda etti. Onu Filistin’e getiren; her ferdin yapabileceği en düşük katkının ‘içten içe hissetmek’ olduğunu düşündüğü işgal karşıtı kampanyaya katılma kararını vermesiydi.


Yangına gagasıyla su taşıyan minik bir serçenin kanatlarıyla uçup gelir bombalar kentine. Kalp atışlarının göğüs kafesinden taşan tutkusundadır Gazze. Evinin havaya uçurulacağını zannederek çocuklarıyla birlikte dışarı çıkan bir adamın önüne geçip, tankların namlularının önünde siper eder yüreğini. Derdi dert edinmenin ötesine. Yine de buradaki acıların yekununu hissedememenin verdiği ızdırap, annesine yazdığı mektuplardan birinde şu satırları yazdırır Rachel’e: “Bilmiyorum bu çocukların çoğu duvarlarında tank mermisi delikleri ve sürekli olarak onları seyreden işgalci bir ordunun kuleleri olmaksızın hiç var oldular mı?... Burada olanları görmeden bu insanların yaşadıklarını bilemezsin. Gördüğünde de hissettiğin asıl gerçekliğin bir kısmıdır sadece... İsrail ordusunun silahsız bir ABD vatandaşını vurduğunda karşılaşacağı zorluklar bir yana ordu kuyuları tahrip ettiğinde benim su alacak param olduğu gerçeği ve tabii istediğim anda terk etme şansımın olduğu gerçeği... Amerika’ya geri dönerken burada olanlar hakkında düşünmek benim için çok zor. Çünkü lükse giden sanal bir limanda hissediyorum kendimi.”


Çatışmaların ortasında sevgi ve paylaşımla geçen anlar zihninde bıraktığı lezzet daha önce hissedemediği kadar farklıdır. Geleceğe umutla bakan, yaşama her şeye rağmen tutunan, ufak mutluluklarla yaşamayı bilen insanların arasında Rachel’in yaptığı sorgulama da o denli manidardır ki Ortadoğu insanın kalp portresini çizer en usta ressamlara inat; “Şu anda çok zor bir dönemden geçiyorum. Kendileri felaketin eşiğindeki bu insanların sevgiyle üzerime titremeleri beni hasta ediyor. Amerika’dan bakıldığında bunun bir abartı gibi göründüğünü biliyorum. Samimiyetle bu insanların coşkun nezaketi, hayatlarının mahvolmakta olduğunun baskın delilleri ortadayken bana gerçek değilmiş gibi geliyor. Dünyada böyle bir şeyin daha büyük bir tepki oluşturmaksızın gerçekleştiğine inanamıyorum.”


Rachel’in Gazze’de geçirdiği günler içine dönük yolculuğun da başlangıcı olur. Sorgulamaları günden güne derinleşir, dönüşür ve farklı bir hal alır. Kainatın emrine amade kılındığı insanın iyilik ve kötülük arasındaki seçiminin, meleklerden üstün bir keyfiyete erebileceğini veya hayvanlardan daha aşağı bir mertebeye yuvarlanacağını düşündürür kendisine. Hayatın amacına dair bazı keşiflerini şöyle dillendirir: “...Bu durmalı. Hepimizin yaptığımız her şeyi bırakıp hayatlarımızı bunu durdurmaya adamamızın iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum. Bunu yapmanın çok aşırı bir şey olduğuna inanmıyorum artık. Hâlâ daha Pat Benatar’da dans etmek, erkek arkadaşlar edinmek, çalışma arkadaşlarımla şakalaşmak istiyorum. Fakat aynı zamanda bunun durmasını istiyorum. Hissettiğim inançsızlık ve dehşet. Hayal kırıklığı. Dünyamızın gerçek hakikatinin bu olduğunu ve bizlerin de onun bir parçası olduğunu görmekten hayal kırıklığına uğramış durumdayım. Bu dünyaya geldiğimde istediğim şey bu değildi asla. İnsanlar bu dünyaya geldiklerinde bunu umarak gelmiyorlar. Sen ve babam bir çocuk sahibi olmaya karar verdiğinizde bunu istemiyordunuz. Capital Gölü’ne bakıp ‘işte büyük dünya bu ve ben onun bir parçası olacağım’ dediğimde bunu kastetmemiştim. Ben içinde hiçbir çaba göstermeksizin müreffeh bir hayat yaşayıp bir soykırımın parçası olduğumun farkına bile varmadan çıkıp gideceğim bir hayata gelmedim...”


Medeniyetler ittifakını teşekkül eden somut bir adımdı Rachel’inki. Zor bir dönemecin eşiğindeki dünya insanlarına hizmet için yola çıkanların kandan irinden deryaları aşmaya muktedir olmalarına dair nice derslerle örnek bir insan.


The Guardian gazatesinde yayımlanan bir mektubunda her şeyini paylaştığı annesine şöyle diyordu: “İçim, her şeye rağmen, insanlık için umutla doldu.”


Umuda yolculuk Filistin’de ve dünyanın daha birçok yerinde sürmekte. İçimizdeki sessizlikten çok farklı olarak…


Kaynak: Aksiyon Dergisi
www.gordugumdustenote.com 'dan alıntıdır.