Küçüklüğümüzde başlarız dinlemeye ve bütün bir çocukluk nice hikayeleri dinlemekle geçer. Derken büyürüz de yaşadığımız gençlik deneyimlerini hep hikayeleştirerek aktarırız akranlarımıza. O da yetmez iş dünyasında da süregelir hikayeler. Sevdiğimiz markaların, bizlere yön veren liderlerin, en iyi şirketlerin başarı hikayelerini dinlemek hoşumuza gider hep.
Dünyada “Story” isimli seminerleriyle ün yapan ve yetiştirdiği öğrencilerin başarılı yapımlara imza atmasını sağlayan Robert McKee Haziran’ın ilk haftası İstanbul’da olacak. Reklamcılara, liderlere, CEOlara… hikaye yazmanın inceliklerini öğretecek.

Bu zamana kadar anlatıldı dinledik. Anlattık dinlediler, dinlemiş gibi yaptılar. Okuduk, vay anasını ne adammış dedik. Hatta övgümüzü küfürle süsledik. İmrendik, kıskandık belki de… Şimdi aynayı kendimize tutalım. Dünya sahnesi üzerinde 6 milyar insan, 6 milyar karakter, sadece gün içinde yaşadığımız kısa bir zaman dilimi içinde 6 milyar senaryo. Kim de yok ki bir ömre sığacak 100 farklı hikaye. Fakat bu devridaim içinde sonsuza uzar yarım kalan hikayeler. Kıyıda köşede bıraktığımız kaç yarım hikayenin sahibiyiz kim bilir. Artık dünya yazıyor, kısa cümlelerle değer katıyor insanlar hayata, yazılanlar paylaşılıyor. Lafın özü; artık heybemize tıktıklarımızı boşaltma vakti geldi de geçiyor.
Konuyla ilgili Heybeci Robert abimiz de bakın ne diyor: “Üstün nitelikte bir senaryo yazdığınız zaman başarılı olur ve saygı görürsünüz. Öğrenilecek başka bir şey yok. Sosyal becerileriniz önemli değil. Bana bir bakın: iğrenç bir adamım. Kimi tanıdığınızın önemi yoktur. Bir gün herkesi tanıyacaksınız. En başlarda ben de hiç kimseyi tanımıyordum. Bu önemli değil. Önemli olan yazdıklarınızın kalitesi. En başta herkes ama herkes aptalca şeyler yazar. İleride başarılı olacak olanlar, yazdıkları şeyin aptalca olduğunu fark eden ama yazmaya devam edenlerdir."
Evet yazacağız. Okuyacak, anlayacak ve yazacağız.
Kendine hayatta yüksek bir gaye edinmiş yazar adayları için McKee’den birkaç tavsiyeyi de paylaşmadan geçemeyeceğim.
* Hikaye karşısındakine şunu anlatır: Hayatlar daha iyiye/kötüye doğru nasıl ve niçin değişir?
* Yazarlar da insandır, fakat olayların gidişatına hakimdirler.
* Ticari başarı ve sanat arasındaki çelişkiyi önemseme.
* Yazar, klişelere karşı savaşı kaybedendir.
* İnsanlar bir şeyler yapmaya yetenekli yaratılmışlardır.
Ayrıca McKee’nin beğendiği ve izlemeye değer dediği filmlerden biri olan 1974 yapımlı Chinatown’un kendi ağzından analizi. Bir film bakın nasıl hikayeleştiriliyor. Unutamadığımız filmlerin kaçının hayatımızda bir izdüşümü yok? Var. Hepsinin var. Buyurun izleyin.
“Savaş! Onur ve aşk için.”


