1945 sonrası çok partili demokratik hayata geçiş süreci ile birlikte siyasi arenada bir rekabettir alıp başını gitmekte. Hal bu ya, nice seçim kampanyaları gördü bu millet, nice vaatler dinledi, dinledi… Atılacak oylarla 23. dönem milletvekillerini Meclis sıralarına yollamaya hazırlandığımız şu dönemde de (siyasi aktörler değişse de) söylemler ve sloganlar popülist olmaktan çoğu kez ileri gitmiyor. Toplumun taleplerini seçim zamanı dikkate alan! veya gündeme göre siyaset yapan partilerin seçimden sonra da unutmamaları gereken vaatlerini ve vaatleriyle özdeşleşen sloganlarını sadece tarih hatırlıyor. Bir de tarih okuyanlar veya tarihi bilip ders alanlar.
Konuyla ilgili ağlasak mı gülsek mi şu halimize dedirtecek bir fıkra. Aslına bakarsanız gerçeğe pek de uzak değil.
1950 seçimlerinde Konya’da duvarlara asılı seçim afişlerini okuyan köylü ile aday arasında şu konuşma geçer:
“Topraksıza toprak, toprağa tapu, ürüne fiyat diyorsunuz. Ne zaman olacak bunlar?”
Adayın cevabı ise hazırdır: “Her seçimde, her seçimde azizim.”
Her oyun bir de bedeli var partilere. Şu anda meclisi paylaşan iki partinin 22 Temmuz için ayırdığı bütçe 130 milyon YTL. Seçim kampanyaları olanca hızıyla devam ededursun, biz dilerseniz birlikte geçmişe uzanıp siyasi tarihin inişli çıkışlı yıllarında biraz yol alalım. Hem Türkiye’miz o zamanki hal(ler)ini biraz hatırlayalım hem de güzel ülkemiz için verilen sözleri.
Bu sloganlardan akılda en çok yer edeni DP’yi (Demokrat Parti) iktidara taşıyan 1950 seçimlerinde kullandığı “Yeter! Söz Milletindir!” sloganı. Yine DP 1957’de iktidarı zamanında yaptıklarını anlatırken “Dağlar yol, viraneler bağ oldu.” derken, CHP “YOK. Nal mıhı, marangoz malzemesi, gözlük camı… yok” diyerek karşıt bir propaganda yapıyor. Süleyman Demirel’in partisi AP (Adalet Partisi) kendi dönemlerinde yapılan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü “Avrupa’yı Asya’ya bağladık” söylemiyle 1973 seçimlerinde kullanmaktan geri kalmıyor. Velhasıl yapılan-yapılmayan, söylenen-unutulan… bir döngüdür alıp başını gidiyor uyku mahmuru gözlerini ovuşturan (henüz açamayan, ayılamayan) bizlerin önünden. Ama inanıyoruz ki! onlar yapabileceklerinin en güzelini, verebileceklerinin en iyisini yaptılar bizlere. Şahit miyiz?
Haklısınız şahide ne gerek. Her şey ayan beyan :)
Günümüzde seçim kampanyalarının biçimini değiştiren iki etken yeni teknolojiler ve yeni yönetim teknikleri.
Partiler seçmenine sadece miting alanlarında ulaşmakla kalmıyor farklı pazarlama taktikleri (konser verme, döner dağıtma) ile birlikte e-mail, SMS gibi teknolojinin getirilerinden de istifade ederek zihinlere girmeye çalışıyor.
Partilerin halk nezdindeki imajının olumlu olmasının partiye geri dönüşümü, sandığa girecek kapalı zarfların lehine “oy” olması ihtimalini artırması. Parti imajının en büyük dayanağı da partilerin görünen yüzü olan liderleri. Dolayısıyla parti liderleri nasıl giyinmeleri gerektiğini, halka nasıl hitap edeceklerini, beden dilini nasıl etkin kullanacaklarını… kısacası “nasıl karizma olunuru” koç ve imaj danışmanlarından öğreniyorlar.
Bunun en güzel örneğini 2002 seçimlerinde barajı zorlayan Genç Parti Lideri verdi ve hala da vermekte. Mitinglerinde halkın arasına inmesi, el uzatan herkese elini uzatması, tokalaşması, yeri geldiğinde sarılması, her zaman beyaz gömlek giymesi (şeffaflık, temiz yönetim), kravat takmaması (sizdenim imajı), dillere pelesenk olan sloganlarıyla Cem Uzan profesyonel çalışmanın vitrininde tek başına. Televizyon kanallarında başlayan reklam furyası, sanal dünyada ti ye alınarak yayılsa da Cem Uzan şimdiden halkımızın belleğinde en çok (veya tek) hatırlanan seçim sloganlarına imza atmış oldu.

Ülkemizi dünya dengesinde hak ettiği konuma taşıyabilecek partinin seçimden galip gelmesi temennisi ve oylarınızla biz gençleri geleceğe taşımanız dileğiyle.
22 Temmuz! Ülkemiz adına güzel günler getiriver ve uyan artık milletim, lütfen...
Kolay gelsin Efendim.
Not: Paylaşımından dolayı Emine Dolmacı’ya teşekkürler.

