Parlayıvermek.
Bir tanışma yazısı bu çerçevede kaleme alınası mıydı.. Ülkemdeki keşmekeş beni bunca kanatırken aklıma ve kalemime başka şeyler dökülebilir miydi gurbet özlemi de bunca derinlerimdeyken..
Gurbette insan memleketine daha bir aşık, ülke meselelerine daha bir hassas oluyor. Evladına hasret annenin ona toz konduramayışı gibi diyeyim, siz anlayın.
Toz konduramıyorum.
Birisi toz kondurur-muş- gibi oluverse nasıl çabuk parlayıveriyoruz hepimiz -gurbetciler. Yazarın da kalemine yansıyor kayırmacı, parlayıverici haleti.
Parlayıvermek.Gurbette yaşayan memleket aşığının üslubu.
Posta kutuma düşen e-maillerin kaçı salim kafa ile yazılmış? Kaçı dostluk kardeşlik anlatıyor? Peki kaşı, “öteki”ne ilişkin tehlike çanları çalıyor?
Öteki... ötekiler...
Edward Said, "Oryantalizm" kitabı ile kültleşmiş dilbilimci yazar. 2003’te vefat ettiğinde, geride yüzlerce makale, onlarca kitap, ödül ve ölmeyecek bir anlayış bıraktı. Tüm dünyada kitapları üniversitelerde kaynak eser olarak okutulan Said, Türk aydınlanmasına da büyük katkılarda bulunmuştu. Gündüz Vassaf, vefatının ardından yazdığı yazıda Said için şu ifadeleri kullandı: “'Aydın' denilen kişinin filin sırtındaki sivrisinekten farkı kalmadığı bir dünyada Edward Said'in çok ayrıcalıklı bir yeri var." Said, toplumun veya bireyin, kendi kimliğini kurarken bir öteki’ne ihtiyaç duyduğundan bahseder. Bir “öteki” inşa edilmeli, birey yahut toplum, kimliğini bu "öteki"nin antitezi olarak kurgulayabilmelidir.
Fakat işte, o tanımlanan – kurgulanan öteki ile hiç el ele tutuşulmamıştır.
Kızılır, hedef gösterilir, uzak durulur.. ama tanışılmaz, mümkün değil uzlaşılmaz.
Hrant Dink’in öldürülmesi ardından bu yabancılaşma aşılmak istendi. Hepimiz Hrant’ız dendi. Biz acınızı paylaşmak istiyoruz demekti bu. Hakkıyla paylaşmak mümkün değildi belki. Ortada baltalanmış bir güven duygusu, ölmüş bir insan, yetim kalmış bir kız vardı. Yine de bir adımdı işte, bir cümlecik.
Ama bunu bile kabullenemeyenlerin olduğunu, hem de acı ile gördüm.
Parlayıvermek.
Bizi hem de bu yaban ülkede, dilimizin bunca az konuşulduğu, güzel ülkemizin bu denli az, hatta yanlış bilindiği bu ülkede, tanışıp yakınlaşmak, mesafeleri kısaltmak duruken, bizi birbirimizden uzaklaştıran duygunun özeti.
Parlayıvermek.
Benim ülkem sağ-sol kavgalarından bölünmedi mi? Yetmedi, Alevi-Sünni deyip bölündü. Yetmedi, Türk-Kürt.
Yetmedi... yetmedi şimdi tekrar laik-antilaik / demokrat- antidemokrat kavgası mı çıkacak? Daha kaça, ne kadar bölüneceğiz?
Bir milletin kaç farklı alt kümesi olabilir? Kaç kutbu? Veya şöyle sorayım: İki kardeş kaç farklı şekilde birbirine düşman/öteki olur?
Parlayıvermek.
Sağduyudan ve vicdanın sesinden uzaklaştırır mı bizi? Ötekinin gözyaşını gizler mi?
Sonuca bağlanamayan bir konuya, sonuç paragrafı yazamacağım. Afbuyrun...