Heybeden son eksilen dolan zaman. Geldiğimiz gibi uğurlanıyoruz. Kimse de hüzün yok. Yaklaşık 100 km uzağımızda olan Safranbolu’ya gitmek için Özemniyet Turizm’in önünde oluyoruz tam vaktinde. Biz otobüsle gideceğimi sanırken 18 kişilik bir servis buluyoruz karşımızda. Maceraların ilk sinyali, göz göze geliyoruz Emre’yle. Yol kısa deyip dert etmiyoruz. Yolculuk başlıyor… iki turist, iki kocakarı, bir hanım kız, Cevat Dayı, ben ve Emre.
Biz bizeyiz deyip yayılıveriyoruz koltuklara. Çok geçmeden bir yerde durup birkaç kişi daha alıyoruz. Sonra bir yerde daha aynı şekilde. Üçüncü duruşumuzda Emre yanıma geliyor. Sonrasında her 15 dakikada bir tekrarlanıyor yaşadıklarımız. Safranbolu’ya –daha sonra anlıyoruz- 20 dakikalık bir mesafede bulunan bir köyde duruyoruz. Kapı öyle bir hızla açılıyor ki ardında ne çıkacağı artık sürpriz değil.
Güneşin yaz boyu yaladığı kalın derisinin üzerinde boncuk boncuk terlerle bir zat haykırıyor minibüsten içeri:
— 10 dakikalık ihtiyaç molası çaylar şirketimizden.
Gülüyorum yıl 1987 gibi. Bildiğimden değil ama çaylar hala şirketten, hala gönülden.
İnen iniyor arabadan ama biz olacakları bildiğimiz için kıpırdamıyoruz bir yere. Yeni binenler koltukları boş görerek yerleşiyorlar bir güzel. Biz olacak komiklikleri pusuya yatmış izlemeye hazırlanıyoruz, vallahi kötü niyetimiz yok. Herkes tekrar doluşmaya başlayınca minibüsün içi hareketleniyor. Haklı olarak eskiler yerlerine oturmak istiyorlar. Kaptan olaylara müdahil oluyor.
Eski Yolcu: (Yerini göstererek) Şey, orada ben oturuyordum da…
Kaptan: Orası biletli yolcuların abi.
Yeni Yolcu: (Karısı ve iki çocuğuyla toparlanırken) Homurdanarak kalkıyor.
Taşlar tekrar yer değiştiriyor. Ayakta seyredecek yolcuları da aldıktan sonra hareket ediyoruz. Derken bir el! Tekrar duruyoruz.
Hacı Amca: Yer yok mu?
Kaptan: (Tepkilerden korksa da almaya niyetli) usulen; biletin var mı amca?
Hacı Amca: Yok. Zaten ayakta çok yolcu var.
Yeni Yolcu: Bizim biletimiz var da ne oluyor, diye ikinci kez homurtularıyla Hacı Amcayı destekliyor.
Kaptan: ……
Hacı Amca: Peki, de git hadi.
Ee hayde, gidelim bari. Bu son duraktı inşallah deyip el açıyoruz :)
---
Yolların kesik beyaz çizgisi film şeridi, Anadolu’yu anlatıyor. Neden geldiğimi anlıyorum gönül gözüyle.Yüreği çapak bağlamayan güzel
Seninle dertleşmeye geldim.
Kapitalist düzene inat,
Yüreğini nadasa bırakmaya,
Seni kara perçeminden öpmeye.
Kardeşçe,
Kardeşçe sofranda bağdaş kurmaya geldim.
Geldim, kabul buyur.
Anadolum.
Anadolum’un kalbi serçe yüreği gibi ürkek, en ufak çıtırtıya gelemiyor, korkudan güm güm atıyor. Hangi ormanım yakılacak, hangi güzelliğimin üstüne taş yığınlar dikilecek diye bu ürkeklik, bu telaş.
Çok değil ben hatırlarım. Daha dün! Yapmayın, etmeyinlere aldırmaz. Söylenenleri umursamaz. Beş dakikalık zevkleri uğruna ırzına geçenler –nasıl bir ironidir ki- bugün bakire kalmadığına homurdanırlar. Her karışı kanla sulanan bağrına gözyaşlarımı salmak var. Hıçkırmak şefkatli koynunda. Salya sümük böğürmek, kızaran gözlerle yüzüne bakıp bakıp helalleşmek.
Biliyorum benden de korkarsın ama -hiç incitmeden- uzaktan seveceğim. Sadece…
---
Çok geçmiyor ki Safranbolu’nun şefkatli kollarındayız. Adını aldığı bitki gibi değerli Safranbolu, gelip görmeye değer.Çeşmeli Konak’a ilk adım, Safranbolu’ya merhaba. Lobiden alt kattaki salona buyur ediliveriyoruz soluklanmak üzere. Meraklı bakışlarla irdeliyoruz konağı. Hayat yolculuğunun mola duraklarında geriye dönüp ayaklarının teptiği onca yolu muhasebe eden seyyahın gönlü gibi, son derece güzel restore edilmiş Çeşmeli Konak. Etrafta sırıtan bir şey yok. Gözlerimiz dört dönüyor, aynı noktalara defalarca bakıyor. Kaçırdığımız, konuşamadığımız ne varsa dillendiriyoruz. Bu arada çaylar soğuma arefesinde, ılıkça.
Sureten gençleştirilse de yılların yorgunluğu var üzerinde. Tahta merdivenlerden odamıza doğru çıkarken bize hissettirmemeye çalışsa da esnediğini, gıcırdıyor yüreciği. Anlıyorum, kolay değil elbet. Kim bilir kaçıncı kişiyiz. Üst katta genişçe bir hol mevcut. Pencerenin olduğu kenarda sedirler, üzerlerinde oyalı danteller, Anadolu’ya özgü motifli yastıklar ve yerde kilimler. Buradan odalara uzanan kollarıyla buyur ediyor her misafiri yaver gibi güleç bir yüzle içeri.
Gönül seveceği kişiyi bildiği gibi huzura ereceği yeri de hissediyor. Bütün yüklerinden arınmışçasına koyuveriyor kendini orta yere, başlıyor aşkla semah. Dört aylık bebek gibi mis kokuyor odamız. Yayılmadan odaya fotoğraflıyoruz her kareyi. Çift ve tek kişilik birer yatak mevcut olan bu şirin odada Emre büyüklük yapıyor yaşça büyüğüne :)
Yol maceralarından arta kalan yorgunluğu birkaç saatlik uykuyla atıp, salıveriyoruz kendimizi Safranbolu sokaklarını keşfe…
Devamı var :)