23 Kasım 2007 Cuma

Kardeşlik Kırıntılarının İzinde...(II)

Nisyanlık Tarihinde İnsan

Yıllar yılıydı… Aynı toprakta yetişen farklı meyvelerdik oysa. Hem aynı ağacın farklı dallarında olduğumuzu hem de topraktan geldiğimizi unuttuk. Toprağa döneceğimizi de…

İnsan olarak kusursuz yaratılışımıza rağmen, eşsiz ve noksanız yazılmış şu kainat kitabını farklı şekillerde okuma zenginliğine inandıramadık dimağlarımızı.

Köklerini kadim değerlerinden alan kardeşlik şuurumuzu ardı ardına yapılan sinsi operasyonlarla çekip aldıklarından beri öfke bilendik köşe başlarında. O günden beri ilk önce “ben” dedik, ben! Ortak değerlerden soyutlayıp kendimizi, kutsallaştırdığımız yargılarımıza biat ettik. O zaman bu zamandır; solculuk-sağcılık oyunları oynadık. Sıktıkça, bir diğerini; laik-anti laik… Bıktıkça, bir diğerine; Türk-Kürt… Satrançta hep piyon olmayı sevdik vesselam...

Sofrada ekmek böldüğümüz kardeşe aynı anadan doğmamışçasına “öteki” yaftası yapıştırdık. Kendi yüzümüze bu denli yabancılaşmaktan aynalardan dahi korkar olduk…

Vesselam…

Kutsanmış mitler oluşturduk kendimize. Hükümranlığımızı baki kılmak adına hırslar, nefretler, intikam yeminleri ateşledik dört bir yanda.

Hak alıcılar türettik Hakk namına. Bu hakkı Hakk’tan aldığını düşünen… Elinde silah sırtında uzun siyah paltolu kahraman bellediğimiz azmanlara alkış tuttuk bir zaman. Diğer yandan cenazemizi alkışlarla defneder etmez, yiten değerler üzerinden polemikler yaptık televizyon ekranlarında.

Senelerdir “rejim tehlikede” yaygaralarıyla yıkamadığımız memleketimizin devletler muvazenesindeki konumunu kendimiz belirledik. Sıralamadaki yerinin en geriler olmasını kendimiz seçtik. Dünya devletlerinin bilmem kaç sene gerisinde olmayı hep biz istedik. Fotoğrafta en arka sıradaki boynu bükük adam olmayı sevdik vesselam…

Her şeyi bildiğini, hükmünün dilediğine geçeceğini, elinin her istediğine uzanacağını sananlarımız oldu. Ta ki aldandık; kanlı eylemlerle milliyetçiliği en güçlü slogan haline getirenlerimiz, cana kast edenlerimiz oldu. Devletin bekasını koruma adına korkunun efendilerinden nemalananlarımız oldu. Dış güçlerin ekmeğine sürülen yağ olmayı sevdik vesselam…

Ne yolsuzlukları, ne vurgunları ne de hortumlayanları sorguladık. Ne faili meçhulleri ne de üç noktayla sonunu getiremeyeceğimiz olayları aydınlatabildik. Ne zaman beynimize kan gitmeye başladı rejimsel yeni tehdit unsurları oluşturanlarımız oldu. Dolayısıyla, her daim tehdit unsuru oluşturanların, bu tehdit unsurlarından ceplerini nasıl şişirdiklerini düşünemedik hiç!

Kürtçe konuşanları dağda Mehmedimizi vuran hain el saydık/sandık. Yüzyıllardır aynı toprakta çeşitlenen kültür coğrafyasının emanetçileri olduğumuzu bilemeyecek kadar cahil kaldık.

Giyinme biçimlerine göre gerici dediğimiz kardeşlerimiz oldu. Başörtüsüne kime moda dedi, kimi siyasal bir simge. Açılmaları için ikna odalarımız oldu, neden örtündüklerini sormaya gerek duymadan!

Kardeşi kalleşçe fişleyenlerimiz oldu sonra. Her defasında demokrasiden dem vuranlarımız ayrıca. Ve irtica avında avladığımız masumlarımız. Düşünce özgürlüğüne koyduğumuz yasaklarımızla hapislere kapattığımız güvercinlerimiz bir de…

Bizden (kardeşlikten) olmayanlarımız oldu vesselam.

Biz, biz olamadık.

Biz, bir olamadık vesselam…