22 Kasım 2007 Perşembe

Kardeşlik Kırıntılarının İzinde…

Yaratılıştaki Harikuladelik

Hayat perdesi aralanıp gözlerimizi açtığımızda her biri birbirinden farklı gözbebeklerinden görmedik mi kainatı? Her biri farklı parmak uçlarıyla hissetmedik mi yaşamı, farklı izler bırakmadık mı dokunduklarımıza? Her biri birbirinden farklı mizaçlarla ben'den ötekini algılamadık mı ilkin?

6 milyar farklı insan sahne almıyor muyuz aynı dünya üzerinde 6 milyar senaryoyla her gün? Bunca farklılık içinde kaç farklı yaşamla öpüştüğümüzü saydık mı herhangi bir gün?

Peki neden kaderdenk noktada yaşam iksirimizin şifresini oluşturan rakamlardan biri öteki’nin yaşamının içinde bir giz?

Hem, neden kimimiz beyaz, kimimiz zenci? Neden topluluklara ayrılmışız doğuştan? Kimimiz neden Türk, kimimiz neden Kürt?

Peki neden demişler insana “mikro alem” evrene de “makro insan” diye?

İşte kainatın dizininde, varoluşun membaında, çokluğun birliğinde kardeşçe değil mi her şey, kardeşliğe uzasın diye değil mi şu yollar?

İki Metrekareden Fazlası Değil..

Bu dünyada kendini bulmadı mı ya da kendinden yitirmedi mi insanoğlu? Buldum sananlar bulduklarıyla aldanmadılar mı? Oysa her şey emrine amade kılınmamış mıydı zaten. Kainat sofrasında ne yaratmıştı ki; bunca sahiplenir olmalarda nice aldanışlar hezeyanına gömdü ruhunu insan.

Kibirden abideler yarattı kendine. Emanete en büyük hıyaneti etti. Kardeşini bırakıp malına, mülküne, tahtına sarıldı… Bütün bunları koruma adına niyet okuyup hükümler verdi… Korktukça kaybetmekten korkusu daha da büyüdü…Yüreklerindeki korkuyu hınçla ateşleyip namlunun ucundan kardeşe kin kusan Firavun zihniyetli dimağlar yaratıldı özenle.

İlkin en yok edici silahları üretmek için sıvandı kollar. Suni gülümsemeler ince bir derinin altında gizlendi sinsice. Hain planlara tokalaşarak, kağıdın en beyaz noktasına kirli elleriyle imzalar düşüldü. Şer güçler dört bir yanda kurulu planlarını yüksek bir tepeye konuşlanarak; bu panaromik kanlı manzarayı izlemek için oturdukları yerden düğmeye bastılar.

Sonra, ruh semasının bütün yıldızlarını birer birer vurup söndürdüler. Kayan yıldız değil, alnından vurulan kardeşliğin ta kendisi, tarihin en kara noktasına düşen kıpkırmızı kan idi!

Yürekleri için için yiyen üç günlük dünyanın tek kullanımlık zevklerine peşkeş çekilen kardeşlik ve kardeşçe yaşamak oldu. Oysa hiçbir bedene dar gelmedi iki metrekarelik alan…